sa
gdf #FE8A25

 

Keçede yapıştırma, dikme, nakışlama yok.
Ebru  suya yazı yazma sanatı ise; Keçe de renkli yünlerle yani dokunabildiğin bulutlarla resim yapmak demek. Önce biçim veriyorsunuz, sonra ısı ve ritimle birlikte sıkıştırıyorsunuz. Pamuklu, ipek kadar yumuşak bir kumaşta yapabilirsiniz, aynı malzemeyi halı kalınlığında sertleştirip kalınlaştırarak ta kullanabilirsiniz

 

Ayfer Güleç  www.feltlife.com  kendi kültürümüzün içinden gelen teknik ve yeni tasarımlarla; geleckte klasikler arasında yerini almasını istediği markasını oluşturuyor.

Bu sitede ressam Ayfer Güleç,1991’den bu yana usta-çırak ilişkisi sürecinde öğrendiği keçe yapım ve desenleme tekniğini denemelerle zenginleştirip, çağdaş  keçe tasarımı ve üretimi yapıyor. Keçe ye sanatçı titizliği ile yaklaşıyor.
Kendi kültürel değerlerimizden keçe ile yola çıkarak üretilen, özgün estetik duruşu ve işlevselliği ile minimalist yaşam biçimlerine tanıklık etmiş keçe objeleri tasarlayıp kullanıma sunuyor.

Peki, nasıl bir malzeme keçe?

Keçe bir yalıtım malzemesidir. Vücut ısısını korur.
Keçenin içerisine buz kalıbı sarın iyi bir kapatma işlemi uygulayıp bir süre sonra açın, buzun erimediğini göreceksiniz.
Sıcağı da soğuğu da geçirmez. Toz tutmaz altına akıtır.
Ses geçirmez Osmanlı savaşta atların ayakları ses çıkarmasın diye keçe sararmış.
Belli bir ısıya kadar yanmaz  keçe.
Keçe vücut elektriğini düzenler. Mesela ‘keçede yatan çoban kurda kuzu kaptırmaz’ der atasözlerimiz. Çok rahat uyuyorsunuz çünkü.
Koyun için sırtındaki yünün işlevselliği neyse keçe de o insanoğlu için.

Keçe malzemesini nasıl elde ediyorsunuz?

Gerçekten çok zor ve uzun bir süreci var. Mesela örgü örmek isterseniz gidersiniz bir mağazaya istediğiniz rengi bulur, tasarımınıza uygun malzemeyi alır yaparsınız.
Ama keçe yapmak istediğinizde malzeme bulamıyorsunuz. Ya çobandan rica edeceksiniz kırpılmış yünü size satacak ya da atölye atölye gezeceksiniz depolanmış herhangi bir malzeme varsa satın alacaksınız. Yıkama, boyama gibi tüm aşamalarını kendiniz gerçekleştireceksiniz. Aslında işlem görmediği için malzeme pahalı değil. Siz koyunun üzerinden kırpılmış malzemeyi satın alıyorsunuz. O da en fazla halk arasında yatak yorgan yapımında değerlendiriliyor. Veya kolay yolu seçip Avrupa ülkelerinden yüksek ücretler ödeyerek işlenmiş yün getirtiyorsunuz.

Peki, keçe yapmak için hangi aşamaların gerçekleşmesi gerekiyor?

Önce yünün temizlenmesi gerekiyor. Temizlendikten sonra boyama aşamasından geçiriliyor ve taranıyor. Bunlardan sonra istediğiniz tasarımı yarı keçeleşmiş parçaları keserek yapabilirsiniz. Kafanızda canlandırdığınız şekle, tasarıma göre renklendirme yapıyorsunuz. Yünü kazanda kaynatarak boyuyorsunuz. Aynı batik yaparmış gibi. Hasırın üzerine zemin döşemesini de yaptıktan sonra suyla dövmeye başlıyorsunuz. Yaptığınız parça büyük olursa dövdüğünüz hasırlı keçenin ağırlığı 20 kiloya kadar çıkabiliyor.Keçede yapıştırma, dikme, nakışlama yok. aynı ebru suya yazı yazma sanatı ise ; Keçede yapıştırma, dikme, nakışlama yok.
Ebru  suya yazı yazma sanatı ise; Keçe de renkli yünlerle yani dokunabildiğin bulutlarla resim yapmak demek. Önce biçim veriyorsunuz, sonra ısı ve ritimle birlikte sıkıştırıyorsunuz. Pamuklu, ipek kadar yumuşak bir kumaşta yapabilirsiniz, aynı malzemeyi halı kalınlığında sertleştirip kalınlaştırarak ta kullanabilirsiniz

Keçeyi keşfetmek için biraz çaba harcamak gerekiyor;  daha fazla emek, daha fazla zaman harcamanız gerekiyor… Böylesine zahmetli bir malzemeye olan bağlılığınız nereden geliyor?

Çok zahmetli gerçekten ama yapılamayacak denli zahmetli değil. TRT’de Ertuğrul Karslıoğlu’na ait ‘Keçenin Teri’ diye belgesel vardı, belgesel alanında birincilik ödülleri olan bir çalışmaydı. Hamamda göğüsle dövülen keçe sahneleri vardı ve bu sahneleri görenler yapımı çok zormuş diyerek keçeden uzaklaştı.
Geçmişte böyle bir teknik uygulanmış olabilir ama Anadolu’da 1980’lerden bu yana keçe yapımı makinelerle gerçekleşiyor. Yapılamaz diye bir şey yok, ben yapıyorsam herkes yapabilir. Çok güçlü kuvvetli olmaya gerek yok. Sadece ritmik hareketlerle yapılan ve sizi de yaparken dinlendiren gerçekten gevşemenizi sağlayan kendi içinde bir büyüsü var keçenin. Yani yapım aşaması çok eğlenceli.

Keçe yapılış süreci açısından değerlendirildiğinde belki de bir arınma yöntemi değil mi?

Kesinlikle. Keçeyi ilk yaptığımda ilk eşim askerdeydi hasretle dövdüm, bir süre sonra eşimden ayrılma süreci yaşadım hüzünle, acıyla ve iç hesaplaşmayla dövdüm. Kendimi yeniden bulabilmek için dövdüm. Şimdi keçeyi aşkla dövüyorum. Bu çok keyifli bir süreç, yani dış çevreden uzaklaşıp kendinizle kalabileceğiniz bir terapi. Bu süre içinde de hem plastik sanatlar hem de tasarım alanında hem spor olarak yapacağınız bir arınma süreci. Ne yazık ki bu süreci Anadolu’da herhangi bir atölyede yaşama şansınız yok.

Neden?

Atölyeler in ortamları çok küçük. Depolama, boyama, yapım aşaması, satış, tarama makinesi, toz toprak hepsi aynı ortamda. Mekânların fiziki şartlarının öncelikle yenilenmesi gerekiyor ki meslek canlansın. Bu biraz da talep meselesidir aslında. Talep eden olmayınca meslek giderek ölüyor. Bir şeyin de talep edilmesi için de istenilirlik ölçülerine uygun olması gerekiyor. Nedir bu ölçüler? Bir estetik anlayışı, işlevselliği olmalı. Şimdi insanlara keçe deyince “hani şu çobanların giydiği” yanıtını veriyorlar. İlk olarak o bakış açısını ortadan kaldırmak gerekiyor.

Kültürümüzün önemli unsurlarından biridir keçe.  Günlük hayatımızdan böylesine uzaklaşması gereken değerin verilmemesiyle de alakalı değil mi?

Ülkemizde alt kültür ürünü olarak kabul ediliyor. Ve maalesef ustalar ekonomik zorluk yaşadıkları için, bahar aylarında çobanlara satış yapılıyor, ya da düğün keçesi olarak satış yapıyorlar. Talep azlığından dolayı atölyeler yarı sene çalışıyor yarı sene boş kalıyor onun için de ne yazık ki ne meslek gelişmiş ne de ürün gelişmiş atıl vaziyette duruyor. Ama son süreçte yaşanan şey şu, ustalarla ortak çalışma yaparak ürünü geliştiren arkadaşlarımız var. Tasarımlarını ustaya veriyor üretimi yapmalarını sağlıyorlar

Bizim kendi kültürümüzde yer bulan keçe şimdi neden bu kadar göz ardında
bırakılmış?

Cumhuriyet döneminden sonra yerleşik düzene geçme çalışmalarıyla göçer kültür giderek yok olmaya başlamış. Kışın kışlak bulma, çocukların okula gitmesi, yazın yaylaya çıkma gibi sorunlarla uğraşmak yerine insanlar yerleşik düzene geçerek yaşam biçimlerini de değiştirmişler.
Keçe bizim hayatımızda  çobanların giydiği kepeneğin dışında herhangi bir karşılık bulmuyor. Eğer siz kendi değerlerinize yabancılaşmışsanız yok sayar, aşağılarsınız. Çağdaşlaşma boyutunda belki de en büyük handikabımız kendi kimliğimizi tamamıyla göz ardı etmemiz. Bu yok saymanın önlenmesi için üniversitelerin olaya el atması gerekiyor.
Tasarım fakültelerinde seminer boyutunda da olsa bazı geleneksel el sanatları tanıtımı var. Bu bölümlerde keçeye de gereken önem verilebilir.

Sizin keçe üretiminizde hangi unsurlar ağırlık basıyor?

Yaptığım işi sevmek ve ona inanmak. Yani ben atölye ortamını evime şehre taşıdım ve moda dekorasyon ve tasarım ürünü keçe üretimi yapıyorum.
Benim yaptığım üretimlerdeki farklılık şu hammaddesi de Anadolu’dan temin edilen tamamen bize ait yöntemlerle üretimin hızla yapılabilirliğini; tasarım ürünü olarak pazarı olabileceğini göstermek, Yapım aşamasında ki teknik değişiklik ve tasarımı, boyaması ve dövmesiyle tamamen kendi el ürünüm yün kumaşlar.
Kişiye özel tasarımlar veya sınırlı sayıda üretilmiş tasarım ürünleri.

Bizde böylesine yok sayılıyorken yurtdışında keçenin durumu nedir?

Yurt dışında bu bir sanayi koludur. Tabii ülkelere göre de değişiyor. Özellikle; Hollanda, İngiltere, Almanya, Moğolistan; genel olarak dünyanın koyunun beslendiği her yerde keçe yapılıyor. Yurtdışında üniversitelerin araştırma grupları var. Branşlaş ılıyor, sanayi olarak da hammaddeden renklendirilmiş yün satışlarına kadar ciddi bir sektör.  Ayrıca yüksek ücretlerle kurslar var.

Bundan sonrası için yetişen keçeciler var mı? 

Ne yazık ki geleneksel anlamda  yok. Keçecilerin çocukları baba mesleğini devam ettirmek istemiyorlar. İstemiyorlar, çünkü meslekte bir gelecek görmüyorlar. Ama mesleğin geleceği çok açık ve yurtdışındaki gelişmeleri takip eden meraklı, eğitimli, ekonomisi güçlü girişimciler mesleğin yeni temsilcileri olacak.

Belki de şöyle bu meslek tasarımla birleştirildiğinde gerçekten önü açılacak?

Evet, şimdiye kadar yapılan keçelerde sanatsal bir üretim noksanlığı var. Yani demek ki usta ustasından gördüğü desenleme tekniğini aradan 20 sene de geçse değiştirmiyor. Onun için de herhangi bir açılım yok. Ustaların estetik kaygılarının çıtası yükselmeli ki ya da estetik bir eğitim almalılar ki meslek bir noktaya gelsin. Yalnızca ben iyi keçe dökerim, döverim demekle olmuyor. Ben keçenin yaşam alanlarımızda yerinin olmasını istiyorum.

Keçeyle ilgili projeleriniz var mı?

Balçova’da 2004 yılında  sergimin açılışında Mardin valisinin eşi Sabahat Koçaklar yanıma gelerek “Ayfer Hanım bizde de keçe yapılıyor ama böyle değil, bize de gösterir misiniz,” demişti. Ben de seve seve demiştim.
Durumun başbakanlığa bağlı bölge kalkındırma idaresine ulaşmasıyla beni çok heyecanlandıran bir proje oluşturduk. Proje kapsamında Güneydoğuda ki kadınlara meslek edindirme çalışmaları yapacağız. Keçe ustalarını eğitimden geçirerek mesleklerini günlük hayatta da gerçekleştirmelerini sağlayacağız. Sonrasında pazarlama ve satış stratejileri eğitimleri verilecek. Bu projenin başarı kazanması Türkiye içinde ve dışında tekstil meraklılarını bölgeye yönlendirileceği anlamına geliyor. Çok istiyorum bu projeyi.

Ne zaman hayata geçirilecek?

Sponsor aranıyor şu anda. Çok kapsamlı bir proje, gerçekleşirse çok güzel olacak. Keçenin farklı kullanım aşamaları yapım teknikleri var, giyim, aksesuar, dekorasyon, döşemelik kumaş, halı, üç boyutlu objeler, oyuncak olarak hayatın farklı alanlarında kullanabiliriz.

Aslında ressamsınız, resim çalışmalarınız keçenin hayatınıza girmesiyle herhangi bir sekteye uğradı mı?

Biraz. 1985 yılından bu yana 30’un üzerinde resim sergim açıldı. Ancak ben keçeye aşık oldum. Tanıştığım andan bugüne adım adım geliştirdiğim ve bu noktaya getirmek için çaba sarf ettiğim, araştırmalar yaptığım, hobi olarak yaparım derken profesyonel anlamda nasıl üretilir, nasıl markalaşır,  nasıl tasarım ürününe dönüşür diye kafa yorduğum bir konu.
Hazırladığım proje 2005’te KAGİDER tarafından 1400 proje arasında ilk beşe girerek ticari eğitim- şirket kurulumu ve mentörlük hizmeti aldı ve ilk KAGİMER projesi ile başlayan beraberliğimiz devam etmekte.

Resimlerinizde özellikle çalıştığınız konular var mı?

Hak etmediğimiz ama yaşadığımız acıları, susturulmaya çalışılan çığlığımızı renklerle biçimlerle seslendiriyorum.
Akrilik ve karışık teknik çalışıyorum. Sosyal gerçekçi diyebiliriz benim çalışmalarıma. Yaptığım çalışmaların bugüne tanıklık etmesini istiyorum. Altyapısı olmasına, bir mesaj vermesine, kısaca yaşadığımız günlerin unutulmaması için sanatsal bir dokümantasyon oluşturmaya çalışıyorum diyebilirim.

Günlük hayatınız nasıl geçiyor?

İstanbul’dan İzmir’e taşındım. Her şeyi ardımda bıraktım.

Neden?
Çünkü yaşamdan beklentilerimle yaşadıklarım arasındaki dengeleri oturup düşündüğümde- kendimle yüzleştiğimde -büyük şehirde hiçleştiğimi hissettim. Kendime ayıracak zaman bulamama, gerçek dostluklar kuramama gibi. Özellikle doğanın eksikliğini çok hissettim. Şimdi ormanın içinde denizin kıyısında, doğanın göbeğinde yaşıyorum internet bağlantım olduğu sürece olmak istediğim her yer benim yanımda.

Siz şanslı olanlardanmışsınız… Hayatınızı değiştirmeyi başarmışsınız, pek çoğumuz yaşadığımız hayattan hoşnutsuzuz ancak bunu değiştirebilme cesareti gösteremiyoruz….

Alışkanlıkları terk etmek, arkanı dönebilmek, gerçekten çok zordur. Büyük kararlar bence. O da bir yetenek diye düşünüyorum. Çok yönlü düşünüp aniden karar verip, cesaretle uygulayabiliyorum.